Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

12.09

Resim
  Paradise Lost gerçekten zor bir metin. Birinci kitabı bitirdim. Devam edecek motivasyonum yok. Yiğit Yavuz'un konuk olduğu bir programı izledim, yaklaşık bir saat. Kitabı sesli kitap desteğiyle okumaya karar verdim, sonlara doğru iyi oldu. Bu metin için bir üç haftam kaldı ve çok iyi bir iş çıkmasını istiyorum. Bakalım... Öte yandan bu hafta Abdülhak Şinasi haftası. Fahim Bey ve Biz'e yeniden başladım. Ne tatlı kitap, ne şahane bir dil. Altını çizdiğim iki cümleyi buraya yazmak istedim: "İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususî boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır." ve "Zira, daima böyle, başkalarına acıdığımızı sanarken bile, içimizden mutlak biraz kendimize ağlarız." Bugün keyfim yerinde, baş ağrısıyla uyanmama rağmen. Canım Arveles. Enerjim yüksek, çarşıya inesim, insan göresim, bir kafeye oturup saatlerce yazasım var ancak hava nasıl soğuk. Kararsız kaldım ne yap...
 "Ve sen, derin cehennem, kabul et yeni efendini; zamanın ve mekânın değiştiremeyeceği bir zihin taşıyanı. Zihin kendi başına bir mekândır; kendi içinde cenneti cehennem kılar, cehennemi cennet. Nerede bulunduğumun ne önemi var hâlâ aynıysam; neden farklı olayım yıldırımların daha yüce kıldığından?" John Milton, Paradise Lost (Çev. Yiğit Yavuz) 
 Tristram Shandy'nin ön sözündemiş: "Bütün büyük romanlar zaten bildiğimiz ama o konuda büyük bir roman yazılmadığı için kabul edemediğimiz gerçekleri göstermek için yazılır." Çok iyi. 
 Sait Faik "Beni kendime alıştıran Gide olmuştur" demiş. Acaba beni kendime kim alıştıracak?

12.41

 "Şimdiye kadar hiç görmedim ben Kulak yoluyla iyileştirildiğini yürek acısının" diyor Shakespeare.  Ve bu bana çok şey anlatıyor.  Sanki her şey açıklığa kavuşuyor o zaman. Bazı acıları konuşarak, anlatarak, dertleşerek, terapilerle geçiremezsiniz. Hele yürek acısını asla.  Kursa kaydoldum. D. ile tekrar görüşmeye başladım. Pazartesi dersler başlıyor. İçine düştüğüm kuyudan çıkar mıyım? İki seçenek var, ya çırpınacağım ya kuyunun dibinde oturup ömrümün dolmasını bekleyeceğim. Çırpınmanın da iki sonucu olabilir: çırpına çırpına ölmek ya da çıkmak. Bilmiyorum artık ne olur ne biter. Sadece normal olsun istiyorum her şey. Göğsümdeki öküz kalksın artık.    

14.13

 Masumiyet Müzesi bitti. Beğendiğim beğenmediğim yerleri mevcut ama bunun üzerine konuşmayı biraz anlamsız buluyorum. Fikrimin bir önemi yok zannımca. İçimde yavaşça büyüyen sıkıntıyı keşke çıkarıp bir masanın üzerine koyabilseydim. Onu kesip biçmek, en küçük parçalarına ayırmak isterdim. Nerden geldi? Nelerden oluşuyor?  Yaklaşan şeyler muhtemelen. Tahmin ediyorum. * Bazen çok yazasım geliyor. Çok. Ama yazamıyorum o an. Çeşitli sebepler işte. Yerim dar meselesi. Sonra oturduğumda, bilgisayarı açtığım anda uçup gidiyor. Anlamsız geliyor anında. Yazsam ne olacak?  * C. ile buluşacağız birazdan. Erken çıktım, daha önce çalışmak için geldiğim bir kafeye geldim. Bir kupa çay aldım. Bilgisayarımı açtım. Güya makaleye bakacaktım. Burayı açtım.  Bilemiyoruuuuuuum. Kalbimde kocaman bir boşluk var. Kocaman. Anlam arıyorum. Tüm bunlara bir anlam.

23.00

Resim
Çarşamba akşamı başladığım roman bu akşam bitti. Bir romanın hızlı okunabilmesi, değerinden düşürür mü? Sadece zor olan şeylere saygı duyduğumuz gerçeğiyle bağlantılı muhtemelen bu da. Zor okunan kitaplar, zor anlaşılan hocalar, zor elde edilen aşıklar... Bir kitabın edebi değerini belirleyen nedir?  Ayfer Tunç da sanırım edebi yönü hızla zayıflayan yazarlardan biri. Ama iyi bir hikâye anlatıcısı olduğu kesin. İnsan bir solukta, merakla okuyor onu. Bu kitaptan da bir Kapak Kızı üçlemesi çıkabilir sanki. Eyşan'dan dinlemek ikinci cilt, E.'den dinlemek üçüncü cilt. Ya da başka bir versiyon: Ayhan'dan dinlemek ikinci cilt, anneanneden dinlemek üçüncü cilt. Adı aklıma gelmedi şimdi :)  Hikâye biraz zorlama gelmedi değil. Neredeyse bir aile dizilimi havası falan. Ama içinde bir yerlerde saklı güçlü bir eski Ayfer Tunç hikâyesi vardı yine de. İyi geldi. Okur kitlenmelerini çözecek cinsten bir romandı özetle. Vakit kaybı mı? Değil. Okunmasa olur mu? Olur.  * Emine Semiye'nin M...

22.26

 Ayfer Tunç'un Annemin Uyurgezer Geceleri'ne başladım. Bugün de makaleye bakmadım. Defterime birkaç şey yazdım. Çalışma masalarına tekrar bakmaya başladım. Garip bir sıcaklık var sanki evin içinde, böyle basan bir sıcaklık. Bir şeyler değişsin istiyorum ya, sanırım biraz yol katetmişim. Çok az, minicik, ama olsun.  :)  

23.15

Resim

12.18

 Paket paket kahve bitiyor. Dağınık, salaş bir bekar evi. Kimi eşyalar yeni, kimi kırık dökük. Perdeler uzunlu kısalı, camları örtsün yeter. Duvara asılı eski model bir televizyonu altında çok tatlı küçük bir dolap var. İçi kitap dolu. Yanında bir sepet. Masa, sandalyeler, sehpa yepyeni. Koltuklar kırık, minderleri çökük. Mutfak dolabı dokunsan elinde kalacak, kapaklar ve tezgah çürümüş. Bulaşık makinesi son model, eski bardak çanakları pırıl pırıl çıkarıyor içinden. Kaloriferler pek iyi yanmıyor. Derece 19-20'yi geçmiyor. Akşamları 18e düştüğü oluyor. Battaniyelere sarılıp oturuyoruz. Ben çoğu zaman sıcak su torbasından destek alıyorum. Haftalardır buradayım. Eski bir İstanbul mahallesinde, eski apartmanlarla dolu bir sokakta. Yıllardır gelip gittiğim, alıştığım bir ev burası. Çocukluk arkadaşımın evi, yirmi seneyi geçmiş tanışıklığımız. Her içim daraldığında çat kapı gelmişim yanına. Çoğu zaman uçurum kenarlarından toplamış beni. Sonsuz bir güven, karışılıksız bir iyi niyet. Tesl...

17.40

 Yine yağmur yağıyor. Tüm gün. Aralıksız. Yağmur tarafından hapsedilmiş hissediyorum. Kış vakti ne bekliyorsam... Atatürk Kitaplığı'ndayım. Eksik gazeteleri temin ettim. Sonra da çalıştım birkaç saat. Deniz gören masaya denk geldiğim için mutluyum :)  Alberto Manguel'in Efsanevi Yaratıkları'ını almıştım dün. Ondan parçalar okuyorum. Nasıl gözümden kaçmış, tam derslerimde kullanmalıkmış. Önsözde yazan şu cümleye bayıldım: "Aynı kitabın içine iki kez giremeyiz." Alice ile ilgili de bir sürü yerin altını çizdim. Bu sene geçti, seneye kullanırım artık. Faust, Robinson, Frankenstein de var. Güzel oldu. Artık kalkmalıyım. S. gelecek. Hoşça kal şahane çalışma masası. Eskişehir'de seni özleyeceğim. (Yalan:p) 

İstanbul: Bir Defterden

Resim
  Eski tip bir defter aldım. Arkadaşlarımı beklerken bir şeyler yazmak için. Kalem hiç güzel yazmıyor. Mürekkebi birikiyor harflerin muhtelif yerlerinde. Bir bira söyledim. Beyoğlu'nda bir yer burası. Zula bir yer. Güzel bir bahçe. Yaz olsa şahane olurdu. Isıtıcılar var. Bugün hava biraz daha iyi. Yazmak insanı nasıl sağaltıyor olabilir? Yani nasıl bir mekanizmayı devreye sokuyor? Ben bazen daha kötü hissediyorum. Sanki ufak bir şey kocaman oluyor yazıya dökünce. Hele birine bir şey yazmak, daha beter ediyor. İfşa gibi. Ama mesela yüksek sesle bir şeyleri ifade ettiğimde. O zaman küçülebiliyor. Önemini kaybeden bir büyü yapılıyor gibi. Garip. Her zaman böyle diyemem de. Kime anlattığınla da ilgili. Bazen kendi kendine söylemek de iş görmüyor değil. Buraya yürürken İstanbul'u ilk keşfettiğim zamanları düşündüm. Mephisto'ya girdim. Bu defteri de oradan aldım hatta. Yine şahane bir albüm çalıyordu. Yo era ninya! Yaşım 22 falan. Sonra Ara Cafe'nin  önünden geçtim. Galatasar...

İstanbul: Hiç Dinmeyen Bir Yağmur

Resim
  Hala yağmur var. Hala karanlık, kasvetli ve rüzgarlı. Pis, insanın yüzüne yapışan nemli bir soğuk. İstanbulla kavgam bitmedi özetle. Dün iki önemli sergi gezdim. Birincisi Bedri Rahmi Eyüboğlu mektupları üzerineydi. Casa Botter'da. Yolladığı mektupların zarflarına desenler çizmiş, öyle güzellerdi ki. Mektupları da çift taraflı cam çerçevelere koyup tavandan sarkıtmışlar. Şahane fikir. Çünkü kağıdın iki yanını da sanatkarca kullanmış Bedri Rahmi. Bir zamanlar kaldığı, çalıştığı atölyesinin yani Narmanlı Han'ın tam karşısındaydı sergi. Sonra biraz ileride İş Bankası'nın Resim Heykel Müzesi. Buranın da ikinci katında Eren Eyüboğlu-Bedri Rahmi Eyüboğlu geçici sergisi vardı. Müzedeki diğer kalıcı ve geçici sergileri de gezdik elbette.  Aşık Veysel tablosunu görünce gözlerim doldu. Tablolarının renkleri, dünyası öyle büyüleyici ki. Bir gün duvarımda iyi bir Bedri Rahmi replikasının olmasını çok isterim.  * Onun dışında nasılım? Bıkkın. Yorgun. Huzursuz. Hayatımdaki insanlarda...