21.14
Değirmendere... Depremin yıkıp tuzla buz ettiği bir mahallede, çocukken oynadığın sokağı aramak. Okulu bulamadık, sokağı tanıyamadık. Meydandaki ahşap heykeller duruyordu ama meydan bambaşka bir yer olmuş artık. Uzun, çok uzun bir sokaktı benim zihnimdeki. İki adımda bitti. Küçükken bize kocaman gelen şeylerin aslında küçücük olması bilinen bir şey tamam ama bu kadarı da fazla sanki... Aslında 5-6 yıl önce gelmiştim, bir arkadaşımın yanına. O zaman okulu bulmuş, önünde fotoğraf çekilmiştim. Sonra da okuldan yürüyerek sokağı bulmuştum, güzergahı hatırlayabilmiştim zahmetsizce. Çok tuhaftı gerçekten. Sanki hafızam yüzeyde oldukça bulanık ve kaygan, zemin ise beton gibi. Çirkin bir benzetme oldu ama. Her neyse. Şimdi başka bir şehirde, başka bir sahil kasabasındayım. Memleketin tüm kasabaları birbirine benziyor gerçekten. Apartmanların çirkinliği, sahil çay bahçelerinin zevksizliği, karman çorman marketler, tekeller, üç harfliler. İki kasaba arası yoldaki et lokantaları, köfteciler, ...