Kayıtlar

Kasım, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

içimdebirşarkı

Resim
 
Martin Gardner'den alıntıladığım bu bölüm bence kıymetli. Alice Harikalar Diyarında'nın girişinden:   "Yapılmaları zor olduğu ya da yapılmamaları gerektiği için değil, herhangi akıllı bir okurun kendi kendine yapabileceği kadar kolay oldukları için , kaçındığım iki yorum türü var: Alegorik ve psikanalitik yorum. Homeros, İncil ve tüm diğer büyük fantezi eserleri gibi, Alice kitapları da politik, metafizik, ya da Freudcu her türlü sembolik yorumlamaya açıktır. Bu türden bazı bilge yorumlar eğlendiricidir. Shane Leslie, örneğin, "Lewis Carroll and the Oxford Movement" (London Mercury, Temmuz 1933) isimli yazısında, Alice'te, Victoria dönemi İngiltere’sinin dini tartışmalarının gizli bir tarihini bulmaktadır. Örneğin, portakal marmeladı kavanozu, Protestanlığın bir sembolüdür (William of Orange; anladınız mı?). Siyah ve Beyaz Şövalyelerin savaşı, Thomas Huxley ile Piskopos Samuel Wilberforce'un ünlü çatışmasıdır. Mavi Tırtıl, Benjamin Jowett'tir; Beyaz K...

17.30

Resim
 

16.58

Resim
 

00.34

Resim
 Ankara. Yine. Bu sefer arabayla. Yoruluyorum ve sıkılıyorum artık. Podcast dinleme işi iyi oluyor, dikkatim dağılmıyor, dalıp gitmiyorum uzaklara. Direksiyonda dalmak sık başıma gelen bir şey olduğu için korkuyorum da. Didik didik Freud diye bir podcast açtım, H. önermişti. Daha önce duyduğum ama ilgimi çekmediği için dinlemediğim bir seriydi. Freud'un biyografisi üzerinden ilerleyen bir program. Sevdim, zamanla açıldı. 4. bölümü bitiremeden vardım eve. Gerçi arada müzik dinlediğim yerler de oldu. Kahve molası falan derken...  Bu hafta Palto ve Katip Bartleby anlattım. Bol bol Türkiye'deki memurları örnek verdim, sistemi, hayatımızdaki yerini... Öğrencilerin ilgisini çeken metinler seçeyim diye sık sık okuma listemi değiştiriyorum ancak her sınıfın enerjisi de ilgisi de başka oluyor. Bu kadar öğrenci odaklı olmak iyi değildir belki de. Haftaya Alice Harikalar Diyarında var. En sevdiklerimden biri. Tekrar okuyorum, çoğu detayı unutmuşum. Bu sefer daha detaylı alıyorum notlarım...

23.30

Resim
"Hani eski bir resme bakarken  Hani yılları sayar da insan  Hani gözleri dolar ya birden  İşte öyle bir şey"    
Resim
  *Monet Burada bir gariplik var şimdi. Neyin hayalini kurarız? Sahip olmak istediklerimizin, bizi mutlu edeceğini düşündüklerimizin. Ben bir yerde hata yapıyor olmalıyım. Hayal kurmanın olayını yanlış anlamışım sanki. Şöyle düşünelim. Konfor seviyorsunuz. Hostellerde konaklamak sizi huzursuz eder, koca bir sırt çantasıyla uzun yürüyüşlerin fikri bile yorar, tekerlekli bavullar ve üç yıldız da olsa temiz otellerin insanısınızdır. Ama hayal kurarken bir sırt çantasıyla dünyayı dolaştığınızı, hostellerde konaklayıp yeni arkadaşlıklar kurduğunuzu görürsünüz. Neden? Bir film sahnesinden kopyalanmış gibidir. Aslında arzuladığınız bu deneyimin kazandırdığı duygudur. Bu duygu, sadece hostel ve sırt çantasıyla birlikte kazanılabilirmiş gibi gelir. Hayaller aynı zamanda bir hedef olduğuna göre, ne yapacaksınız şimdi? Biletinizi aldınız, çantanızı hazırladınız, hostelde yerinizi ayırttınız. Sonuç? Bakınız geçen sene Atina.  Kalabalığı hayal edip yalnızken mutlu olmak... Hayalini kurduğu...
 Ya hayat yaşadıklarımızın değil de yaşayamadıklarımızın toplamıysa?

00.54

Resim
 Bu gecenin Sait Faik öyküsü Sevgiliye Mektup I'den bir alıntı:

14.29/20.08

Resim
  HBO'ya Zeki Demirkubuz filmlerinin tamamı gelince, elim onlara gitti. Hayat'ı hep izlemek istemiştim, ondan başladım. Sonra izlemediğim Kor. Sonra Kader ve Masumiyet'i tekrar izleyesim geldi. Daha önce iki defa izlemiştim ama kimbilir ne kadar zaman geçti üzerinden. Kader'i izledim önce. Yine sevdim. Masumiyet'i belki bugün belki birkaç gün sonra izlerim.  * Sınav görevlerinde bana zor gelen sadece hiçbir şey yapmama hali değil. Küçük sohbetler. Bunların gözümde ve içimde bu kadar büyümesi çok anlamsız. Bazen sosyal olma halinin sadece zihnimde güzel olduğunu, aslında bundan nefret ettiğimi düşünüyorum. Tanımadığınız insanların karşısında zulme dönen bir performans kaygısı. Hadi diyelim onları bir daha nerede göreceksin. Ama bu hiçbir zaman bir teselli olmuyor benim için. Önemli olan daha doğrusu tek önemli olan bu değil ki. Bir başkasının zihninde istemediğim bir forma dönüşmek istemiyorum. Başkalarının zihnini elbet kontrol edemeyiz ama kendi zihnimizi de kontro...

22.14

Resim
 Sessizliği, yalnızlığı çok özlemişim. Galiba yalnız yaşamaktan aldığım keyfi kendimden bile saklıyorum. Dün Frankenstein'ı bitirmiştim, bir de yarım kalan bir başka filmi (10 numaralı kamara mı neydi adı) tamamladım. Bu akşam da işten döner dönmez Hayat'ı açtım izledim. Çok uzun zaman olmuştu bir filmi bir oturuşta izlemeyeli. Ne desem bilemiyorum hakkında, iyi bir film sayılır mı sayılmaz mı bilemem elbet ama beni içine çeken şeyler vardı. Olmasa bir solukta bitiremezdim zaten. Neden bilmiyorum ama filmler hakkında yazmaktan da konuşmaktan da çekiniyorum. Sanki ne önemi varsa. * Hüseyin'in aldırdığı Hafriyat'a başladım bugün. Çok az okuyabildim, 20 sayfa kadar falan ama o kadar etkilendim ki girişinden. Çok iyi bir metnin içine çekildiğimi hissettim. Bir yandan 100 Dublede Cumhuriyet Tarihi'ni okuyorum, çok tatlı bir kitap. Bu ikisinden de detaylı bahsetmek istiyorum sonrasında. * Saat 10 oldu bile, yarın öğrenciler gelecek mi acaba. Derse gideceğim, sonra tik top...

01.00

 Elektrikler kesildi. Burası merkezden biraz uzak bir mahalle. O yüzden birden kapkaranlık oldu sokaklar. Sadece arada karanlığı farlarıyla yaran arabalar. Güzel yanı yıldızların ortaya çıkması. Öyle güzel, öyle parlaklar ki. Kendilerini tüm görkemiyle bize göstermeleri için kara lıkta kalmamızın gerekmesi ne kötü. Üşüdüm biraz. Nazlı bir uyku. Bekliyorum gelmesini. Son zamanlarda öyle karışık öyle huzursuz rüyalar görüyorum ki, uyku cezbedici gelmiyor. Sabahsa uyanmaya üşeniyorum, gün daha başlamadan beni yoruyor. Yine de içimde filizlenen bir çalışma iştahı. Ufak heyecanlar. Güzel.

00.14

Resim
 Yağmurlu Hava öyküsünden:

23.42

Resim
  Hikâyeler, filmler, ninelerimizden dinlediklerimiz, dost meclislerinde dile getirilenler, maruz kaldığımız her ses her görüntü her koku... Ne oluyor da birdenbire, günün alakasız bir anında zihin perdemizde yeniden canlanıyorlar? Hatırlamak, en olmadık zamanlarda bir de, can acıtıyor.  Neden?   Resim: Eren Eyüboğlu

15.11

Resim
  Gündüz vakti elime Sait Faik aldım, olacak iş değildi ama oldu. İşlerin çoğu bitti, salonda sürekli açık bir haber kanalı, bitmeyen tıkır tıkır bir hareketlilik. Tembellik edelim biraz dedik, bugün pazar. Odama geçtim, uzandım. Yağmurlu Hava'ya kadar geldim. Artık 1940'lara geldik. Dağınık, acemi öyküler yerini tatlı tatlı hikâyelere bıraktı. Belki ondan dayanamayıp birden fazla okuyuveriyorum. Asıl okuyacağım kitaba gelince... Hüseyin bir kitap aldırdı dün bana, kaldı yine raftakiler. Onun gelmesini bekleyeceğim. Aslında Peygamberin Şarkısı ya da Sütçü vardı aklımda. Bu hafta öğrenciler gelmezse rahat rahat okurum. Gerçi sınav kağıtları falan da var ama. Olsun. * Hava serin ama nefis bir güneş var. Mahalle bugün çok kalabalık, herkes çarşı pazarda. Burayı Çayyolu'nun eski hallerine benzetiyorum, 2000lerin başlarına. Allahtan araba var.

00.09

Resim
 şiirfalı: DÖRT GÜNEŞ   Her şey o kadar anlamsızdı ki, yaz Bunu bir daha pekiştirirdi Avuçlarımı sıcak tutar, bulundururdum Sevgisiz ve gereksiz kalmak için Öyle, kendime yorgun hazırlamışlar beni.   Şehir ki aydınlıktan görünmeyen birini Açılmış iskambiller gibi bilerken  Orada, içimde şimdi Dört güneş bir arada Gözlerimde hiç bitmeyen bir deli.    Edip Cansever    

00.23

 Öykü yok. Öyle zor öyle zor bir gündü ki. Hayatımızı güzel kılmak için çıktığımız yollar bazen gizli uçurumlara çıkabiliyor.  *  Yarın nasıl olur bilmiyorum ama pek ışık da yok gibi. Uzay boşluğuna yazdığım bu sayfaların da bir faydası olsa bari. Boş işler. 

00.53

Bu gecenin öyküleri: Kim Kime, Satılık Dünya. 

Resim
 

00.19

Resim
 H. bir kitaptan bahsetti, PDFi varmış, indirip başladım biraz.

21.35

Resim
 Nevada'ya ısınamadım bir türlü, olmuyor. Vakti gelmemiş bir kitaptır belki de. Ya da hiç gelmeyecek bir kitap.  * Yoğun günler. Ankara, kardeşimin gelişi ve gidişi, aile ziyaretleri, ev alışverişleri. Bu hafta sınavlar olduğu için ders yok. Dinlenmek için iyi bir zamandı aslında ama pek dinlenecek vaktimin olacağını sanmam.  * Zengin olsaydım çözülecek çok şey vardı diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Yurtdışında 1 sene yaşamak mesela, hiçbir şey düşünmeden. Bazen ufak da olsa bir heveslenecek oluyorum, bir şey ya da biri tüm hevesimi alıp götürüyor.   * Esat Mahmut'a geri döndüm, toparlamaya çalışıyorum. Sinirlenmeye o kadar çok vakit gidiyor ki, metne kendimi veremiyorum. Bu kadar baştan savma bir iş yapılamaz. Kiminden esirgediğim güveni kimine bol bol dağıtıyorum. Benim aptallığım. Denge önemli.  * İçimdeki sıkıntı geçmedi bir türlü bugün. Herkesten nefret edesim var, herkes batıyor. Evime dönmek istiyorum. Evim, henüz evim olamadı tabii, zamanı var da...

11.10

 Sabahın köründe uyandığımdan beri çok yazasım var ama ne yazacağımı bilmiyorum. Bari bunu yazayım.

01.17

Resim
 Uyuyamamak, akşam uykusundan değilmiş.  Zihnim hiç susmuyor hiç, uyutmuyor. Yapılacak onca şey, yetişmeyecek kaygısı. Neden böyleyiz? Neden sürekli check listlerimiz var... Bıktım bu sıkıcı yetişkin hayatından. Evi sürekli toplamaktan, süpürmekten, havlu kağıt diş macunu peynir falan takip etmekten, çöpü çıkarmaktan, benzin almaktan, ilaç yazdırmaktan, doktora gitmeyi düşünüp bir türlü gidememekten, kaç makale yazmam lazım diye hesaplamaktan, memleketin haline üzülmekten, öğrencilerin ilgisizliğine öfkelenmekten, hep aynı kitapları anlatmaktan, yeni kitaplar okuyacak hevesi bulamamaktan, şefkatsiz insanlardan, bir dediği bir dediğini tutmayanlardan, yarı yolda bırakılmaktan, üzülmekten, sıkılmaktan, yeniden ve yeniden aynı gücü aramaktan, bir gün umutlu bir gün bin beter olmaktan, sürekli kırılan kalbimden, kırılmaya yer aradığı için kendimden... Uyku tutsa bunların hiçbiri gelmeyecek işte aklıma. 
 Kaybolursam şarkı söyle :)  

01.06

 Hâlâ uyanığım çünkü yine akşam uyuyakaldım. Pazartesi ve salının ders yoğunluğu yoruyor biraz. Haftaya vizeler var, dinlenme fırsatı. Lakin benim program dinlenmelik değil ev işi yapmalık yine. Taşınmak, yerleşmek, bir şeyler kurmak ne zor. Kendimizin inşası da öyle değil mi? İçimizde bir şeyler değişiyor, biz değişiyoruz, bedenimiz değişiyor, düşüncelerimiz, hislerimiz, arzularımız... Sonra neyi nereye koyacağımızı bilmiyoruz. İlişkilerimizi devam ettirsek mi yoksa kırık bir koltuğu sonunda sırf hatırası/hatrı var diye tutmaktan vazgeçip hayatımızdan çıkarmak mı lazım? Yıllar önce bir öykümde insanların içindeki odalardan bahsetmiştim. Öyle sahinden. Bugün derste de insan zihninin, bilincinin/bilinç dışının ev metaforuyla edebî metinlerde ve rüyalarda temsil edilmesinden bahsetmiştim. Öyle işte. Bir yandan ben "gitme" arzumun sonuçsuzluğundan yorulup pes ettiğim ve kök saldığım anda bazı seçeneklerin önüme serilmesi var... Ben yerleşmeye çalıştıkça birileri ayağımın altında...

00.59

Resim
  Sabah İlahi Komedya, öğleden sonra öğrenci sunumları. O sırada sert bir deprem. Akşam üzeri Botanik park, yapraklar, termosta çay, kuşlar ve kediler. Akşam uykusu. Sonra Gogol. Geç olmuş. Mide ağrısında 3. günü bitirdik. Bakalım ne kadar daha süründürecek... Sıradaki Sait Faik öyküsü: Projektörcü. İyi geceler iyi geceler iyi geceler. 

23.09

Resim
  Bugün kendimi zorla, resmen sürüyerek götürdüm Donkişot'a. İki şairin söyleşisi vardı, yeni dükkanın ilk etkinliğiydi. İnsan içine çıkmak, tanımadığım insan kalabalığının ortasında kalmak/konuşmak/gülümsemeye çalışmak uzun zamandır benim için zaten iç sıkıntısı... Geçen haftaki sempozyum ne kadar uzamıştı kafamda mesela. Ama gittim. Lando'dan çıkan iki kitap: "tuhaf.iye" ve "süt ve gül". Bu yayınevini Ercan (Şeherli)'ın kitabı vesilesiyle duymuştum. Şairleri ise tanımıyorum, okumamışım. Sıkılırım sandım. Ama öyle güzel, keyifli, dolu bir söyleşiydi ki. Moderatör Burçin Laçin Altay'dı, bir söyleşi nasıl yönlendirilir, nasıl hazırlanır bence ders niyetine anlatılmalı -ki anlatacağım da muhtemelen. İki kitaba da hakim, iyi hazırlanılmış, şahane sorular çıkarılmış. Sırayla bir Hatice Utkan'a bir Emre Gürkan Kanmaz'a sordu. Hepsi şiirlerle ilgiliydi soruların. Cevaplarla da -ve zaman zaman konukların müdahaleleriyle- konu konuyu açtı, bir sürü y...